Joss Whedon’ın yazdığı Buffy the Vampire Slayer’ı bilmeyen yoktur ki yedi sezon ortalığı kasıp kavuran efsane dizidir. Öncesini hiç saymıyoruz. 92 yapımı oldukça kötü olan filmi için keşke bu Luke Perry’den kaynaklanıyor diyebilsek; ama maalesef genelinde vasat bir çizgi çiziyor. Joss Whedon’ın yarattığı dünya ve karakterlerin üne kavuşması onun feminist bakış açısının bir ürünüdür ya hani, yarattığı güçlü kadınları kötü adamların kıçına tekme atarken hayranlıkla izleriz. İşte asıl sorum buradan gelecek, peki bu Fray neyin ürünü?
Fray, 2003 yılında Dark Horse Comics’ten sekiz sayılık bir seri olarak yayımlanır. Vampir avcısı Melaka Fray’in hikayesini konu alan olaylar, Buffy’den 200 yıl sonra gerçekleşmektedir. Melaka’nın dünyası teknolojik çağda geçtiğinden, uçan arabalar ve elektrikli silahlar çoktan yerlerini almışlar. Buna rağmen insanoğlu daha da rahatlamış gözükmüyor. Vampirler burada insanlar tarafından kabul edilmiş zavallı lurklar olarak isimlendiriliyorlar. Melaka’nın lurklarla herhangi bir husumeti başlarda yok. Oldukça zor bir hayatı olan 19 yaşındaki Melaka tek başına yaşıyor. Kendi çapında başarılı bir hırsız olarak kariyerinde ilerleyen Melaka Fray, suyun içinde yaşayan bir yaratıktan iş aldıkça yolunu buluyor. Geleceği gibi geçmişi de çok parlak değil. Polis olan kız kardeşi Erin ile araları, Melaka’nın ikiz kardeşi Harth yüzünden açık. Bir gece, işinden Harth ile beraber dönerlerken heybetli bir lurk olan Icarus’un saldırısına uğruyorlar. Bu saldırıda Icarus, Harth’ı ısırıyor ve Melaka kardeşini kurtaramadığı gibi yüzüne de kalıcı bir iz alıyor. Harth’ın öldüğünü ve bunun sorumlusunun da kendisi olduğunu düşünen Melaka bu acı ile gerçeklerden bir haber yaşıyor. Aslında ısırılan Harth pısırık mizacına rağmen avcı güçlerinin oldukça farkında ve vampirler hakkında bilgiye de sahip olduğu için, uyanıklık yapıp Icarus’u ısırıyor. Böylece avcının ikiz kardeşi Harth vampir oluyor ve lurkların başına geçiyor. Şeytani planı ise tüm şehri ele geçirmek. Bu sırada her avcıya gelen gözetmenlerden biri Fray’e de düşüyor ve Urkonn adında bir canavar tarafından eğitilmeye başlıyor. Urkoon, Melaka Fray’e güçlerini öğretip şehri kurtarma derdindeyken O’nun ikiz kardeşi olduğunu ve güçlerinin yarım olduğunu anlıyor. Sonunda tek başına olmayacak diyerek Urkoon, Fray ve kız kardeşi Erin ile beraber şehri lurklardan kurtarıyorlar.
Fray sekiz bölüm sonunda veda ediyor. Ama Buffy’nin sekizinci çizgi roman serisinde 16,17,18 ve 19. bölümlerinde tekrar kendisini gösteriyor. ‘Buffy ve Fray aynı değiller.’ mesajı veriliyor. Zaten oldukça net ki Buffy ve Fray’in aynı olmaları değil, gibi olmaları bile imkansız.
Fray’in daha açılış sahnesinde bir kahraman yaratılmak istenmediği zaten ortada. Fray ganimetini almış ve eli silahlı kötü adamlardan kaçmaktadır. Kaçarken her nasılsa iki erkeğin uçan arabasına düşer ve birinden yumruk yer. Fray yüzüne aldığı yumrukla, oldukça yüksekten yere yüz üstü çakılır. Şimdiye kadar nerdeyse hiçbir erkek çizgi roman kahramanı, birinden aldığı darbe sonucu yüzüstü yere çakılırken görülmemiştir. Burada Whedon bize, Fray ne kadar güçlü olursa olsun, erkek gibi olsa bile O’nun bir kız olduğunu anlatmayı başarmıştır. Çünkü hangi yüzyılda olursa olsun, erkek gibi davranan her kız yüz üstü çakılacaktır.
Fray avcı güçleri sayesinde çabuk iyileşir ve adamları alt ederek çaldığı malı patronuna götürür. Patronu ise yerin tamamen cam ile kaplı olduğu ofisinde, suda yaşayan bir yaratıktır. Fray patronunu görmek için bu camın üzerinde durmaktadır. Burada da, Fray’in bir dahaki sefere etek giymesini isteyecek bir erkek portresi çizilmiştir. Hatta bu espri daha sonra Buffy’nin sekizinci sezonunda kullanılacak ve etek giyen Buffy, Fray’in dünyasına gelince patrona manzara keyfi yaşatacaktır.
Fray görsel olarak da Buffy’den farklı. Daha erkeksi (tomboy!) bir karakter çizilmek istenmiş sonrada bundan vazgeçilmiş bir hava var. Burnunda piercingi, kolunda dövmesi, bol pantolon ve bot giyen kızımız riot grrrl tarzındayken sonlara doğru feminenleştirilmiş. Daha evrensel kalıplara oturtulup botları yerine convers, pantolon yerine şort giydirilmiş, yüzündeki sert ifade yerine de bir gülümseme oturtulmuş. Bu farklılık Fray’in belirli bir çizgiye oturtulmamasına, dolayısıyla da okuyucunun kafasında da kahraman yerine kafası karışık ergen bir genç kız imajı çizmesine sebep oluyor.
Fray’in seksapelitesini göstermeye kararlı olan Whedon, bu kız hem sert, hem de seksi imajını korumak için kızcağıza iki bina arasındaki yağmur oluklarında duş aldırıyor. Burada Melaka Fray çıplak olarak arkadan görülüyor. Bu duş sahnesi, şimdiye dek Buffy’nin tv serilerinde sadece omuzlar, ayaklar ve suda akan kanın gösterildiği düşünülürse oldukça cüretkar kalıyor. Fray duştan sonra odasına girince gözetmeni Urkonn karşısına çıplak çıkmış oluyor. Yaratık olan Urkoon istifini bozmadan izlerken, Fray de oldukça sakin karşısında giyiniyor. Gözetmenin işini severek yaptığı gerçeğini anlarken, Urkonn’un sadece gözetmen değil aynı zamanda patron rolünü üstlendiği de anlaşılıyor.
Urkonn’un anladığı gerçek, Fray’in tam bir avcı olamayacağının bu seri içinde zaten bir kanıtı. Fray avcı gücünü ikiz kardeşi Harth ile paylaşıyor. “Yarım güce sahip bir kahraman ne için yeterli olabilecektir”in cevabı zaten burada yok. Fray’in en azılı düşmanı olan Icarus ile karşılaşması ise tam bir fiyasko. Fray şimdi ha yenildi ha yenilecek derken, Icarus’un üzerine düşen araba ile Fray’in korkularıyla yüzleşen cesur bir kahraman değil, sıradan şanslı biri olduğunu görüyoruz sadece.
Fray’in cinsel kimliği serinin sonuna kadar hiç gösterilmiyor, ta ki yeraltından çıkan dev solucanı yenen Fray karşısında ikiz erkek kardeşi Harth’ı bulana kadar. Harth bir atak yaparak Fray’i tutkuyla öpüyor. Buradan da Fray’in sadece erkek egosuna hizmet ettiği değil aynı zamanda cinsel bir obje olduğunu da çok net anlatılıyor.
Gözetmen ile avcı ilişkisinde Buffy’de gördüğümüz bir baba figürü iken burada tamamen çıkarcı, avcının etinden sütünden faydalan, amacın için ne gerekirse yap mantığı var. Fray’e kaderinin avcı olduğunu anlatmakta başlarda zorlanan Urkonn, Fray kabullendiğinde bile avcıya olan inancını yitirmiş gözüküyor zaten. Fray’in küçük arkadaşını öldürüp lurklara suçu atarak Fray’i savaşa tetikleyen Urkonn, bu ihanetinin cezasını sonunda ölümüyle alıyor. Tüm seride görüp görebileceğimiz tek başkaldırı hareketi ne yazık ki bundan ibaret.
Sonuç olarak Fray, Joss Whedon’un kadın kahraman yaratma çabasının bir parçası olarak kalıyor. Fray, Buffy’nin sekizinci sezondaki eğittiği avcılardan bir farkı olmayan sıradan bir savaşçı gibi. Kapakta yazılan “Buffy’nin yaratıcısından” ibaresi bile şişirilmiş bir hikayenin satış politikasını çok net sergiliyor. Hikaye; sistem içine sıkışmış bir kadın karakterin, erkeklerin dünyasında kendisine verilen işleri yapmasından ibaret. Ortada ne bir feminist duruş, ne de bir başkaldırı, ne de bir kahraman var. Hikayenin sonunda Fray’in kaderini kabulleniş konuşmasını yaparken gözüken değişim bile kadınların makus talihinden başka bir şey değil. Neticede Joss Whedon’ın yaratmaya çalıştığı karakter oldukça pasif kalmış, sonuçta da sınıfta kalmıştır.
İpek Seymen
09.01.2011







